
Erhan Demirdizen
Derya Yazman: Arkitera olarak 1/100.000 Ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Plan Raporu’nu inceledik ve bir takım gözlemlerde bulunduk. Mevcut durumun çok detaylı ve başarılı bir şekilde anlatıldığı fakat öneri aşamasının mevcut durum kadar kapsamlı olmadığı kanısına vardık. Plan, öneri kararları ile düşünüldüğünde sizce İstanbul’un sağlıklı gelişimi ve planlanması için yeterli mi?
Erhan Demirdizen: Planın yeterliliği, yetersizliği subjektif bir konudur. Hiçbir zaman planı yapanlarla, planı karşıdan izleyenler aynı şeyi düşünmezler bu konuda. Bu hemen hemen bütün planlama çalışmalarında böyledir. Planlama çalışmasını yapan ekip açısından çok zorlu ve meşakkatli süreçler bunlar. Onlarla oturup konuştuğunuzda aylarca, belki çok daha uzun süren çalışmalarını anlatırlar. Haklıdırlar da… Olaya plancı boyutu ile baktığımda ben böyle düşünüyorum. Hangi plan çalışması olursa olsun, ister İstanbul’un Çevre Düzeni Planı olsun ister daha alt ölçekte bir plan olsun, hiç farketmez. Yani bütün bunları yapan şehir plancıları, mimarlar, mühendisler, teknik elemanlar burada çok emek sarf ediyorlardır muhakkak. Onların bu emeklerine haksızlık edilmemesi gerekir. Bazen çok özensiz tartışmalar olabiliyor. O nedenle bu tartışmalardan hep uzak durmak isterim.
Biz o yüzden 2006 yılında plan ilk defa onaylandığında ve ondan 1 yıl önce 2005 yılında bu planla ilgili hazırlıklara başlandığında bunları olumlu karşıladığımızı söyledik. Bu, siyasi iradeye yönelik bir değerlendirmeydi bizim açımızdan. Çünkü siyasi irade, 1995 yılından bugüne kadar İstanbul’un üst ölçekli planı olmadığı için bunla ilgili olarak ilk defa 2005 yılında bir planı yeniden elde etme yönünde bir karar aldı, bir irade gösterdi. Bu, anlamlı bir tutumdur. Kentlerde, biz hep biliriz ki yöneticiler hep kendi dönemlerinin sonlarına doğru planları onaylarlar. Burada üst ölçekli planlar belediye yönetimlerinin elini kolunu bağlamasın, elleri serbest olsunlar isterler. O bakımdan 2005’de çıkan bu iradeyi olumlu karşıladık. Ondan sonra da bunu hep bir kenara koyarak görüşlerimizi söyledik. Eleştirilerimiz yok muydu? Çok sert eleştirilerimiz oldu. Ama ne belediyenin bu kararının değerini ne de ekibin emeğini görmezden geldik. Hakikaten İstanbul gibi hakkında doğru düzgün veri ve bilgi üretilmemiş bir kent hakkında 1.000 sayfalık bilgi üretmek, içinde eksikler de olsa önemli ve gerekli bir iş. İstanbul’da son 2-3 senedir yapılan plan çalışmaları ne kadar doğru ya da yanlış, ne kadar eksik ya da tam olursa olsun altındaki bilgilerin yararlı olduğunu düşünüyorum. Şimdi hiç değilse, olumlu yönden bakacak olursak, bazı konular üzerinde tartışmaların olmasına neden oldu.
Bütün bu özelliklerine rağmen Çevre Düzeni Planı İstanbul’un sağlıklı gelişimi ve planlanması için yeterli değil elbette. Her şeyden önce, kenti içinden çıkılmaz hale getiren noktasal imar değişikliklerine sıkı bir kontrol getiremiyor. Bunu yapmadığı sürece bizi meslek grubu olarak tatmin etmesi mümkün değil. Bu kentte küresel dinamikleri temsil ettiği düşünülen her türlü noktasal yatırımın önü sonuna kadar açık. Ne pahasına olursa olsun... Haydarpaşa ve “Galataport” bu anlayışın en simgesel hale gelmiş konuları. Büyük yatırımların kentliler ve kentin zararına kastettiği böyle örnekler karşısındaki utangaçlık ve dahası çaresizce kabulleniş, bu Plan’ı beklediğimiz düzeye taşıyamıyor maalesef. İstanbul’da bir üst ölçekli planın olması plancı reflekslerimiz açısından ne kadar heyecan verici ise, bu planın kenti gelecekteki belirsizliklere ne kadar hazırladığıyla ilgili soru işaretlerimizin cevapsız kalması da aynı derecede hayal kırıcı.
DY: Planın olumlu ya da olumsuz yanlarını ve şu aralar gündemde oldukça fazla tartışılan 3. köprünün planda yer almaması hakkındaki görüşlerinizi kısaca öğrenebilir miyiz?
ED: Bu plan merkezdeki aşırı yoğunlaşmaya karşı bir alt merkezleşme önerisi getirdi. Bu doğrudur, yanlıştır, yeri yanlıştır... Bunların hepsi ikinci tartışma konusu. Onların hepsine biz de eleştirilerimizi söyledik. Ama ne olursa olsun, bu plan merkezdeki aşırı yoğunlaşmaya yönelik çare aramaya çalıştı. Buldu mu o çareyi derseniz? Hayır, bulamadı. Kararlı bir tutum sergiledi mi? Hayır, yapamadı. Bu plan onaylandıktan sonra biz hep bunu sorduk. İstanbul'un Büyükdere Caddesi'ndeki belirli noktalardaki plan değişikliği ile oluşan noktasal yoğunluk artışlarını sorguladık. Bu bölgedeki yoğunluk artışlarını bir plan notu ile engelleyecek misiniz, engellemeyecek misiniz? Aynı şekilde, alternatif ulaşım yaklaşımları geliştirecek misiniz, yoksa İstanbul'u 3. Köprü anlayışına teslim mi edeceksiniz? Bunlardan 2.'sine daha bir net cevap aldık. Plan bütün olumlu olumsuz yaklaşımların yanısıra, bütün bu siyasi etkilere rağmen 3. köprüyü koymadı. Bu ne olursa olsun bir başarıdır. İstanbul'un planlama tarihinde bir kenara yazılmalı. Ama merkezdeki gelişmeyi donduramadılar. Merkezdeki aşırı yapılaşma baskısını frenleyip bu enerjiyi yeni merkezlere aktaramadığı sürece de 3. Köprüyle ilgili başarı kağıt üstünde kalabilir... Her ne kadar hiçbir işyeri-konut haritası ve yoğunluk dağılımı 3. Köprü'yü gerekli gösteremiyor olsa da, Plan’ın merkeze yönelik yapısal müdahaleleri aranan bir durum.
Merkezi hükümet, İstanbul için 3-4 yıldır çok müdahalelerde (Arazi satışları, TOKİ'nin yaptığı işler, Özelleştirme İdaresi’nin yaptığı işler, Galataport Projesi...) bulundu. Fakat Çevre Düzeni Planı bu işler karşısında kararlı bir biçimde duramadı. Planın eksileri bunlar oldu. Plan, kentteki kenti plansızlığa götüren bir takım noktasal değişiklikleri disiplin altına alamadı.
Bu planla neleri engelledik? Ne olumsuzlukları durdurduk? diye sormalıyız. Bizim beklentilerimizi tam anlamıyla karşılayacak çerçeveyi oturtamadı. Ama hepsine birden ulaşılması beklenmeyebilir, kabul ediyoruz. Yani İstanbul’da olup biten her türlü kötü işi bu planın tek başına kahramanca engellemesini beklemek doğru olmayabilir.
Ama gene de 2B alanlarında ve içme suyu havzalarında daha sert önlemler almasını bekledik. İstanbul'un olmazsa olmaz, kesinlikle korunması gereken doğal alanları var. Kimse içme suyu havzasında bir tane dahi yapı kalmasın demiyor. Bunun gerçekçi olmadığını da herkes biliyor. Ama iş o kadar çığırından çıkmış durumda ki... O kadar kontrolsüzce yapılaşılmış ki... Buralardaki nüfus 1 milyonun üstünde. Bu nedenle bu plandan beklentiler çok artıyor. Bu konuda, 1/ 25.000 ölçekli planların bir çözüm getirmesi bekleniyor. O planlarda da sorunlar ne kadar çözümlenir... Sırf kaçak yapılaşma yok bu alanlarda, ruhsatlı yapılaşmalar da var. Yanlış verilmiş ruhsatlar... Özellikle eski belde belediyelerinden bugüne gelen karmaşık sorunları var havzaların.
Bu plan hakkında bizi yeterince tatmin etmeyen, acaba dedirten, aslında gerideki irade yoksunluğu... Sağlam bir irade yok. İstanbul'daki siyasi, ekonomik ve toplumsal aktörler çok güçlü. Böyle bir tabloda plancılar olarak teknik kararlar oluşturmaya çalışmak bir yere kadar amacına hizmet edebiliyor. Bu noktalardaki kararsızlıkların nihai çaresi güçlü bir siyasi iradenin ortaya konulabilmesi elbette. Planın böyle bir siyasi irade desteğinden yoksun olduğunu ifade etmek durumundayım. Belediye meclislerinin büyük çoğunluklarla planı onaylaması bir şey göstermiyor. Asıl önemli olan 2B ve havzalarda alınacak önlemler konusunda planın cesurca kararlar alabilmesinin teşvik edilmesi... İşte bu yok.
Bugün artık İstanbul, kontol edilemeyen aşırı bir büyüme sorunu içerisinde. Bunları soğukkanlılıkla, hiçbir siyasi etki olmadan tartışma olanağı da yok maalesef. İstanbul'un planlama sürecindeki en büyük şanssızlığı budur. Dünyanın her yerinde siyasi etki vardır, fakat İstanbul için bu tip durumların ölçüsü çok kaçmış durumda. Cesur plan kararlarının alınmasında ortaya çıkmayan siyasi irade, plana noktasal müdahale konusunda her türlü cambazlığı gösteriyor.
İstanbul'un üzerindeki siyasi baskıları minimalize edecek bir planlama olması lazım. Karar verme ortamları planın dışında gelişiyor. 3. Köprü bunun en bariz örneği... 3. Köprü engellenmesinde meslek odalarının, üniversitelerin, sivil toplum örgütlerinin çabaları kadar bu planlama çabalarının da katkısı olacaktır. Bu anlamda 3. Köprünün planda olmamasını hiç hafife almamak gerekir.
Yeri gelmişken 3. Köprüyle ilgili birkaç noktanın altını çizmek isterim. Hükümetin bu işi 2023 yılına ötelediği anlaşılıyor. Bunu önemsiyorum. Çünkü bu süreç içerisinde Marmaray bitirilebilirse zaten 3. Köprü'nün bir daha telaffuz edilemeyeceğini düşünüyoruz. Öte yandan köprü güzergahının hassas bir şekilde belirleneceği iddiaları tümüyle yanıltmaca. Çünkü güzergahı hassas bir şekilde incelenirse, 3. Köprü yapılmayacak demektir. Doğayı tahrip etmeyecek, ormanları yok etmeyecek, yeni alanları yapılaşmaya açmayacak, belirli bölgelerin rantını arttırmayacak gibi kriterler doğrultusunda bakacağız derlerse, aslında yapmayacağız demektir. O zaman köprünün arkasındaki lobi desteği tümüyle ortadan kalkacaktır.
DY: Siyasi baskının bu konuda biraz azaldığını söylemek mümkün mü?
ED: Azaldığını demeyelim ama onların da bu tartışmalardan yavaş yavaş sonuçlar çıkardığını söylemek mümkündür. Siyasi baskı yöntemlerinden bir tanesi, teknik uzmanlar üzerine olan ve yapılacak işleri kısa süreye sıkıştırmaktır. O bakımdan siyasi irade bu çalışmaları belirli bir zamana yayıyorsa, bunu olumlu buluyorum.
3. Köprü konusunu üniversitelerin, bağımsız bilimsel kuruluşların değerlendirmesine sunmalılar. 1993 senesinden beri tartışılıyor ve her hükümetin simgesel bir projesi haline geldi. Onun dışındaki bağlamları göremiyorlar o nedenle... Şartlandırıyorlar ve yapabileceklerine inanıyorlar. Krizler oluyor ama 3. Köprü ne olursa olsun hep gündemde kalabiliyor. Çok büyük bütçesine rağmen... Onlar başka yönlü düşünüyorlar: “Demirel yaptı, Özal yaptı, ben de yapacağım” diye bakıyorlar.
DY: Metrobüsün seçimlerden hemen önce yapılması da buna benzemiyor mu? Kısa vadede düşünüldü ve yapıldı. Ama sonrasında oluşabilecek sorunlar düşünülmedi.
ED: Evet, metrobüs seçimlerden 1 yıl önce, son anda bir şeyler yapılması gerekiyor diye düşünülerek yapıldı. İstanbul'un en büyük sorunu ulaşım sorunu. Ulaşım sorunlarının kalıcı çözümleri her zaman altyapı çözümleridir. Bir miktar sorunu üstte de çözebilirsiniz ama bir yerden sonra yetersiz kalır. Metrobüs de seçimlere az bir süre kala siyasi iradenin yaptığı bir imaj aslında... E-5 koridoru İstanbul'un en yoğun koridoru. 1997'de bile burada raylı sistem önerilmiş. Aradan geçen zamanda bu güzergahtaki yoğunluk daha da arttı. Belediye burada tercihli otobüs uygulamasına geçti. En fazla bir yönde saatte 25.000 yolcu taşıma kapasitesine sahip. Yani metronun 3'te 1'i yoğunluğundaki bir sistemi kabul ettiler.
DY: Raylı sistem olsaydı, metrobüs güzergahı için o kadar yol şeridinin ayrılmasına bile gerek kalmayacaktı. Trafik daha rahat bir şekilde akabilecekti, öyle değil mi?
ED: Evet, yol eskisi kadar kapasiteli çalışamıyor. O nedenle yolun kalitesi de düştü. Metrobüs kısa vadede belki çözüm ama uzun vadeye baktığımızda kalıcı bir çözüm değil. Batılı metropol kentlerde, metro sistemlerinde 150 yıllık sistemler kullanılıyor. Böyle olması gerekiyor. Her sene yüzlerce otobüs alınarak, bu sorun çözülemez. Bizim şu anda İstanbul’da karşı karşıya kaldığımız bu bol otobüslü çözüm girişimleri Ortadoğu ülkelerinde yaşanan bir durum. Umarım son zamanların siyasi gelişmelerine paralel olarak ulaşım sorunlarımızın çözümünde de Ortadoğu ülkelerini kendimize hedef olarak seçmiyoruzdur.
Ama şunu da unutmamak lazım... Müthiş bir planlama sistemimiz de yok ne yazık ki. Sonuçta biz plancılar olarak daha seri hareket etmeliyiz.
DY: Yani önerileri daha önce hazırlamamız lazım...
ED: Kesinlikle... Örneğin İstanbul'un Master Planı yapılırken bir taraftan da bisiklet güzergahları çalışılabilir. O nedenle bizim de bakış açımızı daha farklı tutmamız gerekir. Hem master plan olacak hem de uygulamalar eşzamanlı olarak projelendirilecek. Ama bu şu demek değil: Bir yandan plan çalışılırken bir yandan da bu planı yok sayacak, yok edecek bir plan yapılsın. Katiyen bunu kastetmiyorum.
DY: Planla ilgili olumlu ve olumsuz görüşlerinizi ifade ettiniz. Şehir Plancıları Odası olarak 1/ 100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı hakkında itirazda bulundunuz mu? Bulunduysanız, hangi konular hakkında itirazlarınız oldu?
ED: Evet, Plan’a itirazda bulunduk. Daha çok planın koruma ile ilgili kararları üzerine... Biz burda planla tarım alanlarına getirilen yapılaşma kararlarını eleştirdik ki bu önceki planda da vardı. Tarım alanları önemli çünkü, özellikle Silivri ve Çatalca Bölgeleri'ndeki doğal alanların korunması gerekli. Fakat ikidir çevre düzeni planlarında bu alanlara çok büyük bir nüfus öneriliyor. Bu alanların yapılaşmaya açılması geri dönüşü zor bir evreye getirecek diye itiraz ettik. Ancak 2006'da onaylanan planla kıyaslandığında bu planda bir miktar daha iyileştirmeler yapıldığını tespit ettik. Bu ne kadar yeterli? Bu bölgelerdeki yapılaşmalardan uzak tutulması gereken alanlara ne kadar bu şekilde yaklaşılabildi? Hep bu sorular itirazlarımızın başta gelen konularından birisi oldu. Bu kapsamda Silivri'ye 3. bir havaalanı yapılması fikrine çok şiddetle itiraz ettik ve edeceğiz de. Bu, plana DLH tarafından son anda eklenmiş bir konu. Bu tarz yatırımların İstanbul'a yapılmasının, İstanbul'un sağlıklı kalkınmasına ve gelişmesine katkıda bulunmayacağını düşünüyoruz. Niye böyle düşünüyoruz? Çünkü biz İstanbul'un temel sorununu nüfus artışı olarak görüyoruz. İstanbul'un bu hızla nüfusu artmaya devam ettiği sürece, İstanbul'un ne afet sorununu, ne ulaşım sorununu ne de başka yaşadığımız sorunları çözmesi mümkündür. Bunu ne yapıp, edip durdurmak gerekiyor. Oysa ki bütün bu köprüler, havaalanları, bütün bu merkezdeki yoğunluk arttırıcı yatırımlar, İstanbul'un nüfusunu çok büyütüyor. 2B alanlarındaki yapılaşmaları affetmeye yönelik çıkarılmak istenen yasaların hepsi İstanbul'daki nüfusu arttırmaya yönelik çabalar... 3. Köprü bile tek başına İstanbul'un nüfusunu 20 milyona çıkarabilme potansiyeline sahip. Bölgelerarası dengemizi daha da altüst ederek plansız büyümenin daha da karmaşık sonuçlarıyla İstanbul’u baş başa bırakacak konular nedeniyle itiraz ediyoruz.
Biz o anlamda İstanbul'a baktığımızda bazı yapılanları yanlış görüyoruz. Her şey İstanbul'da olmasın diyoruz. Tabii İstanbul'un turizm ve kültür altyapısı da var ve insanları daha çok çekebilecek potansiyele sahip. Ama marifet bütün bu koşullarda farklı alternatifler yaratabiliyor olmak. İzmir'de, Ankara'da, Bursa'da, Adana'da, Antalya'da, Trabzon'da, Kayseri'de, Samsun'da da yatırım yapmak lazım. Bu şekilde yapılmadıkça İstanbul daha çıkmaza girecektir. 1. köprüden önce İstanbul'un nüfusu 2 milyon civarındaydı, 2. Köprü'den önce 5 milyon civarındaydı, şu an 13 milyon. Yani 3. Köprü'den önceki resmi nüfusumuz bu kadar. Bu şekilde ulaşım sorununu çözmüyorsunuz, sadece bazı bölgeleri geliştiriyorsunuz ve İstanbul'un nüfusunu arttırıyorsunuz. Dolayısıyla bizim temelde bugün kenti yönetenlerle aramızdaki fikir ayrılığı buradan çıkıyor. Onlar nüfus artışını bir problem olarak görmüyorlar. Biz de İstanbul'un nüfusunun daha fazla artması halinde büsbütün yönetilemez bir kent haline geleceğini söylüyoruz. Böyle bir ülke dengeli bir ülke olamaz. O yüzden İstanbul'un böyle bir nüfusla büyümesi yanlış. İstanbul'un bugünkü tabloda olması gereken nüfusu 8 milyondur. Bu rakam nereden çıkıyor? Ankara'nın nüfusu 4 milyon... Bir ülkedeki yerleşim dizisinde 2. büyük kent en büyük kentin nüfusunun yarısı kadar olmalı. Bizde o denge çok bozuk şu anda. İstanbul'un daha iyi yönetilebilir ve rahat planlanabilir hale gelmesi lazım. Ama kağıt üzerindeki plandan bahsetmiyorum. Fakat bu yatırımları plansızca yaparak bu amaca ulaşmak mümkün değil.
DY: Bu müdahaleler ile ilgili olarak ülkeler üzerinden birkaç örnek verebilir misiniz?
ED: Bunun en çarpıcı örneği Güney Kore’de Seul. Çok baskın bir kent... O kadar ki, ülke coğrafyasını neredeyse tümüyle boşaltacak kadar kuvvetli bir göç dalgası var. Buna karşı olarak devlet bir takım kurumlarını başka kentlere dağıttı. İnsanlar taşradan çıkıp Seul'a gelmiyor, Seul'dan çıkıp daha küçük bir şehre gidiyorlar. O yönde bir hareket başlattılar. Bunun başka bir örneği komşumuz Yunanistan. Yunanistan'da adaların nüfusu hızla azaldı, dışarı çok göç oldu. Adalardaki genç nüfus Atina'ya gitti ve sonra da oradan başka Avrupa ülkelerine... Hükümet nüfus kaybını önlemek için merkezi kurumlarını buralara transfer etti. İkinci olarak da adalarda yaşamayı cazip kılacak şekilde servisler götürdü. Bunun başka bir örneği Polonya'da yaşandı. Polonya, eskiden bir doğu bloku ülkesiydi. Dolayısıyla da merkezi planlama ile yönetiliyordu. 1989'da duvarların yıkılmasından sonra, pek çok eski kurumunun yanı sıra merkezi planlama kurumundan da kurtulmaya çalıştılar. Bunun sonucunda oluşan ekonomik serbestlik ve plansızlık ortamında Polonya nüfusunun büyük çoğunluğu Almanya sınırlarına kaymaya başladı. Birkaç yıl sonra merkezi planlama otoritesini tekrar kurdular. Burada önemli olan kağıt üstünde plan değil, bir ülkedeki ekonomik, sosyal ve kültürel faaliyetleri ülke coğrafyasına dağıtabilmektir.
DY: Sizce Türkiye'de, bu ülkelerde yapılan politikalar gibi kararlar geliştirilerek nüfusun dengeli bir şekilde dağılması mümkün mü?
ED: Bu tamamen siyasi tercihle ilgili bir konu… Bu nedenle de, İstanbul'a göçü durdurma kararının arkasında olmamız lazım. İstanbul'un nüfusunu arttırmayacak yatırım kararlarının alınması gerekiyor. Bunun için siyasi otoritenin, yönetimin çok büyük iradeye ve kararlılığa sahip olması gerekir. Oysa bizdeki siyasi tercih tam ters yönde. Devletin Merkez Bankası’nı bile Ankara’dan kaldırıp İstanbul’a getirmeye çalışıyorlar.
DY: Son olarak, bu konuda uzman biri olarak doğal afetler konusunda yapılması gerekenler hakkında görüşlerinizi alabilirmiyiz?
ED: Afet risk haritasının ortaya konması lazım. Hiç kimse, o bölgede emlak fiyatları düşer, bölgede vatandaşlar zarar eder, bize tepki olur falan diye düşünmemesi lazım. Sel olayında yaşananlar ortada.
Risk alanlarında hem zemin durumu belirleyici, hem de yapı stokunun durumu önem kazanıyor. Bir de kentin dokusundan kaynaklanan riskler var. Öyle dokular var ki, herhangi bir hizmet götürülemiyor, oraya girilemiyor. Dolayısıyla bunları kapsayan bir risk haritasının hemen oluşturulması lazım. Kentsel dönüşümün bu riskli bölgelerde yapılması lazım. Bu alanlardaki yerleşimleri başka bir yere taşımak lazım. Bu şekilde yapılan planlama çalışmaları zaten meşru olacaktır.
DY: Çok teşekkür ederiz...










